YORUM ALANI
Mağrurluk ve mağdurluk arasındaki farkı bilir misiniz?
bu fark, kıldan ince, kılıçtan keskin,
öyle anlar var ki,
ahlaki değerlerle, iş hayatımızı sürdürürken,
birden bire Mağdur duruma düştük.
mağrurduk, mağdur olduk,
şimdi yasalar önünde mahkumuz,
biz, zindanlardayız, kaçak yaşayanlarız,
biz, mahkum, eşleri ve çocuklarıyız,
biz sessiz, biz kimsesiz,
Biz Çek Mağdurlarıyız,”


Merhaba.
babam 3 aylk tazyik ( karsılıksız çek )
Karsı Tarafla Anlaştık İcra mudurunun orda kefil oalcak sahıslar tebliğ için imza atıcakdı fakat icra mudur yasal suresi var demiş tebligat gelicek fln demis 1.5 haftadır gelmedi babam ıcerde delırmek uzere bu tebligat kac gunde gelır iyi geceler.
SUÇLU DEĞİL BORÇLUYUZ. SESİMİZİ DUYUN.BORÇLULUR CEZA EVİNDE YATTIĞI SÜRECE BU BORÇLAR ÖDENEMEZ. ARTIK YASA TASARISI BEKLEMESİN KANUN KABUL EDİLSİN. İÇERDE YATANLAR SUÇLU DEĞİL BORÇLULAR.
17.09.2009
BANKALAR TÜRKİYEYİ SOSYAL PATLAMAYA GÖTÜRÜYOR…
Bankalar Türkiyeyi hızla sosyal patlamaya doğru götürüyor. Ve hiçbir kurum ve kuruluş buna mani olamıyor. Hükümet, Ticaret ve Sanayi odaları, TOBB, Tüketici Dernekleri, kısaca hiçbir kuruluş Bankalara ve BDDK ya laf anlatamıyor. Şu anda ekonomik kriz nedeniyle kredi borçları ve kart borçları tarihin en büyük patlamasına sahne oluyor. Türkiye deki icra dairelerinin % 80 i sadece banka alacakları için haciz işlemi yapmakla meşgul. Bundan çok değil 10 yıl önce icra daireleri çoğunlukla çek, senet vb borçlar için işlem yaparken bugün artık Banka Haciz dairelerine dönüşmüş durumda.
Ama asıl vahim olan bu durumdan bankalar ve banka avukatları çok memnun. Hani meşhur bir laf var, bizim büyük büyük devlet adamlarımızın, makamlarından, “bekara karı boşamak kolay”, misali söyledikleri “Krizi fırsata dönüştürmek”…
Evet söyledikleri çok doğru Bankalar krizi fırsata dönüştürmüş durumdalar. 2008 son 3 ay ve 2009 banka bilanço verilerine baktığınızda Türkiyede bilançolarında kar artışı sağlayan tek sektör bankalar. Ama bu karlar gerçekten hak edilerek sağlanan normal karlarmı kesinlikle hayır. Bankacılık sektörü dışında bütün sektörler özellikle üretim yapanlar, % 15-20 küçükmüş ve ayakta durmak için çırpınırken, bankalar altın dönemini yaşıyor.
Şu anda TV reklamlarında ve medyadaki banka reklamlarındaki düşürülmüş oranları aslında çok büyük faiz hilelerinide içinde barındırıyor. Bankaların, 2008 de başlıyan krizde faizleri artırmaları, kredileri geri çağırmaları ve temerrüt kazançları ellerinde çok büyük mevduat oluşmasına ve yüksek karlar sağlamasına neden oldu. Krizde dar boğaza giren her kişi ve kuruluş bankaların temerrit faizi yada akdi (sözleşme faizi) denilen tefeci faizlerini uygulamalarına ve yüksek paralar tahsil etmelerine neden oldu. Karlarındaki artışın en büyük nedeni bu.
Bunda BDDK nında büyük payı var. Bilindiği gibi yeni bankacılık düzenlemesine göre kredi yada kredi kartı borcunuz var ise bu borcunuzu ödemeniz için maksimum süre 90 gün. Diyelimki bir ihtiyaç kredisi aldınız. Ve bu kredinin ana parası 10000 TL. olsun. Bu krediyi bugünkü faiz oranları ile 12 ayda öderseniz, aylık 940 TL taksitlerle, toplamda 11.280 TL ödersiniz. Ama sizin elinize 10000 TL vermezler faiz dışında masraf adı altında takriben 500 TL civarında bir para da başta keserler. Buraya kadar her şey normal. Kriz, hastalık, vb nedenlerle diyelimki bu kredinin yarısını ödediniz ve bir taksitini geciktirdiniz. Geciken taksit 90.cı günü doldurduğunda artık sizin işiniz bitmiştir. Kalan Borcunuz artık ikiye katlanmıştır.
Artık siz bankanın en iyi müşterisi durumundasınız. Kalan borcunuza taksitlendirme yapsanız bile ödiyeceğiniz faiz oranları en az ikiye katlanmış durumdadır. Ha bu arada daha önce ödediğiniz paraları ise, bazı kredi kalemlerinde unutun artık o paralar bankanın olmuştur. Yani sizin borcunuzdan düşülmeyecektir. Bu cümle sizi şaşırtmış olabilir. Bakın nasıl oluyor onuda anlatalım.
Bundan bir yıl önce araba kredisi kullandınız diyelim. Bir yıl boyunca (krizden önce tüm taksitlerinizi düzenli ödediniz.) Arabanın kredi taksit sayısıda 36 aylık olsun. 12 taksit ödediniz ve 13. Taksitinizi ödiyemediniz ve 91 gün oldu. Hemen banka sizi arıyor ve size şunu söylüyor, sizin kredinizi yeniden yapılandıralım. Ya bankanın dediğini yapacaksınız yada arabanız bankanın olacak. Tabi bu arada arabayı alırken kullandığınız kredi dışında sizin ayrıca kendi imkanlarınızla ödediğiniz tutarları saymıyoruz. Yani arabanın değeri diyelim 30.000 TL. siz 15.000 TL kendiniz ödediniz 15.000 TL kredi kullandıysanız. Arabanın değeri 30.000 TL bile olsa banka için değeri 15.000 TL.
Bankanın önünde iki yol var, 1. ya sizi kanuni takibe atacak ve arabanıza el koyacak BDDK nın düzenlemeleri gereği sizin kalan borcunuz, riskiniz kadar kanuni karşılık ayıracak. Yada borcunuza yapılandırma yapacak. Eğer banka birinci yolu uygularsa sermayesinden yemiş ve bir başka müşterisine verebileceği bir tutarı sizin riskiniz kadar bloke etmiş olacak. Bu durumda banka bu yolu kullanmıyacaktır. Bankanın size önerdiği 2. Yol devreye sokulacaktır. Yani yapılandırma. Devleti yönetenlerin deyimi ile “KRİZİ FIRSATA DÖNÜŞTÜRME”
Artık banka size bir ödeme planı hazırlayacaktır. Bu plan eski kullandığınız taşıt kredisi faizi üzerinden değil temerrütlü ihtiyaç kredisi şeklinde olacaktır. Yani siz eskiden % 1.3 faiz oranı ile kullandığınız krediyi kapatarak. Aylık % 2-3 oranlarıyla yeni bir ihtiyaç kredisi kullanmaya başladınız. Ha bu arada o ana kadar ödediğiniz kredi tutarının % 80-90 nınıda unutun o artık bankanın oldu. Katmerli kar işte böyle oluşuyor. Kısaca aslında bir kredi müşterisi sıkıntıya düşünce büyük bir kazanç kapısı haline dönüyor. Bu anlattığımız örnek kredinin kanuni takibe daha düşmeden ki hali. Şimdi birde kanuni takibe düşünce kredi icralık olunca bakın ne oluyor, onu okuyun.
Aynı şekilde kredinizin bir taksitini ödiyemediniz ve bankanın yapılandırma talebini kabul etmediniz diyelim. Bu durumda kalan 24 aylık borcunuz hesaplanıyor, ihbar, ihtar masrafları ve temerrüt faizleri en yüksek orandan hesaplanarak toplamı üzerinden icra işlemi başlıyor. Bu arada banka tüm hesaplarınıza bir ihbara gerek duymaksızın blokaj koyuyor. O sırada çekiniz varsa hapı yuttunuz. Blokaj nedeniyle çeklerinizde yazılacak. O da yetmiyor, bankanın sizden aldığı bir açık senet var. Bu senet üzerine sanki borcunuzu 2 yıl sonra ödiyecekmişiniz gibi banka temerrüt faizli bir rakam dolduruyor ve senedinizi ihtiyati haciz yapabilmek için protesto ettiriyor. Örneğin kalan ana para borcunuz 10.000 TL ise bir anda size icra, avukatlık mastafları ile beraber 25.000 TL lik bir haciz gelebiliyor. Burada amaç sizin tüm itiraz noktalarınızı kısıtlamak.
Bu olaylardan sonra banka sizden bir ödeme planı istiyor ve borcunuzu nasıl ödiyeceksiniz diyor. Banka hangi vade ile ödemenizi kabul ederse etsin, artık sizden yıllık % 50 akdi faiz dedikleri bir faizle ödeme planınızı talep edecektir. Bu arada banka sizin hakkınızda icra numarası aldığı için sizin ana para borcunuzuda gider olarak düşecektir. Taki siz borcunuzu kapatana kadar. Burada 2. Bir sektör ise vergi dışı gelir sağlıyabiliyor. Avukatlık sektörü… bankanın Avukatı ile yaptığınız anlaşma ile haricen avukatlara ödediğiniz paraların bir kısmıda avukatlık geliri olarak gösterilmiyebiliyor. Banka alacağını % 50 faizle alıyor, avukatta haricen alacağını alıyor. Yani hem banka iki katı faiz, hemde avukatlar çifte kavrulmuş vergisiz kazanç ile sizinle el sıkışıyor. Bunu seyreden devlet erkanıda hem vergi alamamaktan şikayet ediyor, hemde bankaların dara düşmüşe ekonomik tecavüzünü devlet adamı olarak seyrediyor.
Bu tablo aslında bütün bankacılık işlemlerinde var. Şu anda Ankara adliyesindeki icra ipotek satışlarındaki rakam, 1990, 1994 ve 2001 krizlerindeki hepsinin toplamının neredeyse iki katı. Bu rakama, diğer kredi ve kredi kartı takipleri dahil değildir. Bütün bu rakamları üst üste koyduğunuzda aslında Türk halkının ekonomik manada bitmiş, tükenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bazılarınız özellikle Ankara da cadde ve sokaklarda arabalarla dolu olduğunu, en düşük daire fiyatının 400-500.bin TL olduğunu söyleyebilir. Ama bu sizi sakın yanıltmasın, gerçek bir araştırma yapıldığında (ki bu hiçbir zaman yapılmaz, çünkü sonuçlarının kendilerine dokunmasından korkarlar) bu servetlerin çoğunun imza karşılığı yada faturasız kazançlar ile elde edildiğini görebilirsiniz. Bu teze karşı olan var ise lütfen, tüm Türkiyedeki banka sayısı, şube sayısı ve mevduat miktarını, gayrimenkul ve araç sahiplerinin mesleki dağılımını, bu kişilerin ve ailelerinin resmi maaş gelirlerini tamamen özerk devletin kontrolü dışında oluşturulacak bir organizasyona devretsin. Ve illere göre dağılımını ortaya koysun, bakın neler neler çıkacak. Adam Daire başkanı, aylık maaşı en fazla 2.000 TL 1 Trilyonluk villa alıyor. Nasıl aldı diyince anamın beşibiyerdeleri, kaynanamın bilezikleri, bacanağın borcu diyor ve bizlerde bu masalı yutuyoruz. İşte sorunda burada bu durumdaki devlet erkanının ( maaşıyla, namusuyla çalışan gerçek devlet adamlarını tenzih ederiz.) bankaların bu tecavüzüne karşı tedbir ve çare üretmelerini beklemek hayaldir. Nede olsa banka promosyonlarını ve hediyelerinide unutmamak gerekir…
Yıllardır bize Türkiye nin bir hukuk devleti olduğu söylenir, evet yasalara göre böyle. Oysa Türkiye insanların, kurumların sağladıkları imtiyaza, makam, mevki, üniforma ve gelirine göre hukuk kurallarının uygulandığı, güçlünün her zaman güçsüzü ezebildiği, yukarıda banka örneğinde görüldüğü gibi ailelerin ve toplumun düzenini bozan ekonomik tecavüzleri serbest bırakan, sadece cinsel tecavüzleri suç kabul eden çarpık bir devlet ve hukuk anlayışına sahiptir.
Bankalar, haklı alacakları üzerinden, haksız bir şekilde krizi fırsata dönüştürerek toplumun ve bireylerin psikolojisini bozmaktadır. Devlet ve başta BDDK olmak üzere buna seyirci kalmaktadır. Ve bu gidişat bir yerde patlıyacaktır. Şu anda bile hergün medyaya yansımayan pek çok intihar vakası olmaktadır.
Türkiyenin sorunu halkların barışı değil, halklara uygulanan ekonomik zulum ve eşitsizliktir. Siz bu sorunu çözmez iseniz şimdi olduğu gibi etnik savaşları körüklersiniz.
Birini halletseniz diğeri başlar.
Taki bunu göremeyen yöneticiler gidinceye kadar..!
http://www.yenisiyaset.com
Linki: http://www.yenisiyaset.com/mdetail.asp?id=62#Scene_1
Yeni Çek kanunu tasarısının düzenlemesi aşağıdaki şekildedir, “Yüz günden binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, HÜKMEDİLECEK ADLÎ PARA CEZASININ MİKTARI ÇEK ÜZERİNDE YAZILI MİKTARDAN AZ OLAMAZ.” diyor, neticeten yeni tasarıda dahi alt sınır çek miktarı kadar dediğine göre ,
Sorun şu : Kanun koyucu yeni çek kanunu yetiştiremediği için “CEZANIN HESAPLANMA BİÇİMİNDEKİ” boşluktan, yargılaması biten temyiz aşamasındaki sanık ve kararı kesinleşen hükümlüler faydalanabilecek mi? Yeni yasa tasarısı sanıkların aleyhine örneğin 1.000.00 TL lik çekin cezası asgari sınır olan 100 gün üzerinden günlüğü 20.00 TL den hesaplandığında 2.000.00 TL yapıyor ve aleyhe durum oluşuyor, kısaca yeni yasa tasarısı her halükarda sanıklar aleyhine, kanaatimce bu kadar da sanık lehine yorum yapılmamalı , kanun koyucu bu suç için cezasızlık öngörmüyor, bilakis cezaları artırıyor.
Yeni Çek Kanunu Tasarısında,
Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı
MADDE 7- (1) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak, çek karşılığını ilgili banka hesabında tam olarak bulundurmayan kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, yüz günden binbeşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezasının miktarı çek üzerinde yazılı miktardan az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına; bu yasağın bulunmaması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına hükmeder. Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya düzenleyicinin yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Bu suçla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 297 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz
TCK.5. madde daha önce mevzuatımızda örneği olmayan çok radikal, tek başına reform mahiyetinde bir düzenlemedir. 01.01.2009 tarihinden sonra hiç bir ceza düzenlemesi TCK. genel hükümlerine aykırı olamayacak, olması halinde TCK. genel hükümleri uygulanacaktır. TCK. 45. madde “cezalar hapis ve Adli para cezasıdır.” diyor, ve adli para cezasınıda 52. madde de düzenliyor. 5252 sayılı yasanın 5. maddesi ile yasalarda yer alan “ağır para” cezaları “adli para ceza” larına dönüştü. Değişiklik yapılıncaya kadar yani tüm ceza mevzuatında gün para cezası sistemine göre değişiklik yapılıncaya kadar bu tür cezaların alt ve üst limitleri belirlendi. Ancak bu limitlerin nisbi cezalarda uygulanmayacağı belirtildi. Buna rağmen TCK. 5. madde tam olarak yürürlüğe girdiği halde bu değişiklik yapılmadı. Buradaki “değişiklik yapılıncaya kadar” ifadesi ile öngörülen süre sınırsız olmayıp, 5252 sayılı yasanın geçici 1. maddesi ile sınırlandırılmıştır. Bu tarih 01.01.2009′dur.
Özetle; TCK. 5, 45, 52. ve 5252 sy.nın 5 ve geçici 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, 3167 sayılı yasanın 16. maddesine göre suçun oluşacağını ancak nisbi para cezası uygulamasına gidilemeyeceğini düşünüyorum. TCK. 52. maddesine göre 5 gün ile 730 gün arasında bir adli para cezası belirlenip uygulanabilir. ancak bu konuda kesin emin değilim. eski cezalar yönünden mutlaka uyarlamanın talep edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Uygulamanın aynen devam edeceğini,sadece tüzel kişiliği olan şirketlere verilen adli para cezasının yasal bir dayanağının kalmadığını düşünüyorum.Sonuçta 3167 sayılı kanunda çek bedeli kadar adli para cezası öngörülmüştür.Adli para cezasının gün olarak belirtilmemiş olması onun ceza niteliğini ortadan kaldırmaz.Kanun koyucu yeni bir yasa yapmayarak bu özel düzenlemeyi saklı tutmuştur.Yoksa karşılıksız çek keşide etme suçu ortadan kalkmıştır demek mümkün değildir.Çok şekilsel düşünmemiz halinde bile çek bedelini 20 ye bölersiniz ve kaç gün ediyorsa temel cezayı bu değer alıp daha sonra bunu da 20 ile çarpar yine aynı sonuca ulaşırsınız.
suç ortadan kalkmamıştır.ancak 1.1.2009 dan sonra mahkemeler çek bedeli kadar adli para cezası veremeyecektir çünkü böyle bir ceza tck 52.md aykırılığı çok açık değilmi? aksini ileri sürmek demek 5252 sk geçici 1.md sini gözardı etmek olmaz mı? neden bu geciçi 1.madde de kanun koyucu diğer kanunlarda bir değişiklik yapılıncaya kadar ve engeç 31.12.2008 ‘kadar bir süre vermiştir.bu tarihten sonra ise artık tck 52.md göre adli para ceza sistemi uygulanması zorunlu değilmi? bence yasal bir zorunluluktur.
Bu konu ile ilgili tartışmaları,görüşleri,açıklamaları eksik yaptığımız inancındayım.
Bu nedenle temel sapma noktası olduğunu düşündüğüm yasa hükümlerini burada belirtip bu doğrultuda görüşümü de altına belirtmek istiyorum
KANUN NO: 5252
TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN
Kabul Tarihi: 4 Kasım 2004
Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 13 Kasım 2004 – Sayı: 25642
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç
MADDE 1.- (1) Bu Kanunun amacı, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2.- (1) Bu Kanun, diğer kanunlarda, yürürlükten kaldırılan 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununa yapılan yollamaları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümleri ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanması için diğer kanunlarda yapılan değişiklikleri, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne suretle hüküm kurulacağına ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin hükümleri kapsar.
Diğer kanunlardaki para cezalarının artırılması ve usulü
MADDE 4.- (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun dışındaki kanunlarda yer alan para cezalarından nispi nitelikteki vergi ve resim cezaları, nispi para cezaları ve tazminat kabilinden değişen orana bağlı bulunan para cezaları hariç olmak üzere, kanun ve tüzüklerde gösterilmiş bulunan para cezalarından (idari ve disiplin para cezaları dahil);
a) ….katına
……………katına
…………..katına,
Çıkarılmıştır.
Ağır para cezasının dönüştürülmesi
MADDE 5.- (1) Kanunlarda öngörülen “ağır para” cezaları, “adli para” cezasına dönüştürülmüştür.
(2) Bu kanunlarda Türk Ceza Kanununda belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar, alt veya üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzellimilyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri, nispi nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz.
(3) Ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi halinde, 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesi hükümlerine göre hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak yüzmilyon Türk Lirası esas alınır.
Ağır hapis cezasının dönüştürülmesi
MADDE 6.- (Değişik: 5349 – 11.5.2005 / m.2) (1) Kanunlarda öngörülen “ağır hapis” cezaları, “hapis” cezasına dönüştürülmüştür.
(2) 1 Haziran 2005 tarihinden önce yürürlüğe girmiş kanunlarda;
a) Ağır hapis iken, birinci fıkra uyarınca hapse dönüştürülen cezalar, kanunlarında aksine bir hüküm yoksa alt sınır bir yıl, üst sınır yirmidört yıl olarak,
b) Hapis cezalarında kanunlarında aksine bir hüküm yoksa alt sınır bir ay, üst sınır beş yıl olarak,
uygulanır.
Hafif hapis ve hafif para cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesi
MADDE 7.- (1) Kanunlarda, “hafif hapis” veya “hafif para” cezası olarak öngörülen yaptırımlar, idari para cezasına dönüştürülmüştür. İdari para cezasının hesaplanmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesi hükümleri uygulanır. İlgili kanunda “hafif hapis” cezasının üst sınırının belirtilmediği hallerde, idari para cezasının hesaplanmasında esas alınacak gün sayısının üst sınırı, yediyüzotuzdur.
(2) Kanunlarda, “hafif hapis cezası” ile “hafif para cezası”nın seçimlik olarak veya birlikte öngörüldüğü hallerde, idari para cezası yaptırımının belirlenmesinde “hafif hapis cezası” esas alınır.
(3) Kanunlarda, sadece “hafif para cezası”nın öngörüldüğü ve cezanın alt veya üst sınırının belirtilmediği hallerde, idari para cezası, yüzyirmimilyon Türk Lirasından az, onsekizmilyar Türk Lirasından fazla olamaz.
(4) Bu madde hükmüne göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir.
GEÇİCİ MADDE 1.-(1) Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç “31 Aralık 2008″ tarihine kadar uygulanır.
Yukarıda bazı maddelerini alıntıladığım yasanın adını , 1. ve 2. maddesindeki amaç ve kapsam’nı dikkate alıp tekrar tekrar okuduğumuzda 4,5,6,7. maddelerin sorunu çözmek için konduğu ve halen yürürlükte olduğu tartışmasızdır.
Geçici 1. madde ise adı üstünde geçici madde olup içeriğinde de açıkça vurguladığı üzre “diğer kanunların” düzenlemelerine ilişkin ve süre belirlemeli maddedir.(Diğer kelimesine özellikle dikkat çekerim ,”bu kanun” “kanunlar” “tüm kanunlar” değil “diğer kanunların”)
Bu gerçekleri birlikte değerlendirdiğimizde sorunun daha sağlıklı çözümüne ulaşılacağını düşünmekteyim.
tck 5.md göre tck genel hükümleri olan ilk 75 .md si 1.1.2009 gününden itibaren ceza içeren tüm kanunlar için uygulanması zorunlu hale gelmiştir.
3167 sk gerek 16/1-2 ,13/1, ve ceza içeren tüm özel kanunlarda 1.1.2009 gününden itibaren tck 52.md aykırı olmayacak GÜN PARA CEZA SİSTEMİ OLAN ADLİ PARA CEZASI uygulamasına tck 5.md göre geçilmiştir.
tck 52.md göre adli para cezası hesaplanırken de alt ve üst sınırlarının takdirinde de tck 61 .md gözetilecek .özellikle de tck 61/8 -9,.md hükümleri gözetilecek.
tartışılması gereken asıl sorun ,3167 sk 16/1-2.md ve aynı kanunun 13/1.md cezaların artık 1.1.2009 gününden itibaren uygulanmayacağı ve hatta bu kanunlarda tck 52 .md aykırı olmayan gerekli yasal düzenleme yapılmadığından bu suçlara 1.1.2009 gününden itibaren uygulanabilecek ceza yaptırımı yoktur.çek bedeli kadar veya doğrudan adli para cezası sistemini tck 5,52.md amir hükümlerine göre bu ceza sistemi terkedildiği kesin olarak söylenebilir.
tck 2.md göre bu suçların düzenlendiği kendi özel yasaı olan 3167 sayılı kanunda da yasal düzenleme yapılmadığından burada tck 2.md cezada kanunilik kuralı gereğince bu suçlar için 1.1.2009 gününden itibaren yasal olarak uygulanabilecek adli para cezası da olmadığından cezasız kaldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
diyelim ki 3167 sayılı kanunda yeni bir yasal düzenleme yapılsa bile bu yasa değişikliği önceden işlenen suçlara uygulanamaz. zira önceki suçlar tck2.md anlamında cezasız kaldığından ancak değişiklikten sonra işlenecek suçlar hakkında uygulaması sözkonusu olacaktır. tck 2.md kanunda yazılı olmayan bir ceza verilemeyeceğini amirdir.
her nekadar 3167 sk. bu suçların cezası var olduğu söylenebilir ise de kanundaki bu cezalar 5252 sk.geçici 1.md göre artık 1.1.2009 gününden itibaren tck 5.md. de gözetilerek yasal zorunluluk nedeniyle uygulama kabiliyeti kalmadığından bunun sonucu bu suçlar tck 2.md anlamında artık cezasız kalmış demektir.
yani ÖZETLE FİİLİ DURUM SUÇ VAR ANCAK (1.1.2009 DAN SONRA)UYGULANABİLECEK KANUNİ BİR CEZASI YOK.
nasıl ki 1.1.2009 gününden sonra mahkemeler bu suçlara ceza veremeyeceklerine göre, önceden ceza verilmiş ancak 1.1.2009 dan sonra cezasız kalmış bir suç nedeniyle verilmiş bu cezalar da infaz edilemez.cezaların kararı veren mahkemesince ek kararla bütün sonuçları ile ortadan kaldırılması gerekir.cezası ceza evinde infaz edilenlerin de mağduriyetlerinin önlenmesi için de ya infazlarının öncelikle durdurulması veya cezanın ortadan kaldırılarak tahliye edilmeleri gerekir.
yapılacak yasa değişikliği beklense bile hiç olmazsa infazlar durdurulmalıdr.
tck 61/10.md de cezalar KANUNDA AÇIKÇA yazılı olmadıkça ne artırılablir ne eksiltilebilir ne de DEĞİŞTİRİLEBİLİR.
tck 45 md ve 61/10,ve tck 2md birlikte değerlendirildiğin de ÇEK SUÇU 1.1.2009 dan sonra CEZASIZ kalmıştır.cezasız kalan suç nedeniyle de önceden verilmiş cezayı da ortadan kaldırılması gerekir.infazlarınında durdurulması gerekir.
tck 45.md cezaların hapis ve adli para cezaları olduğunu söylüyor.bu madde de veya tck 52 .md.de ‘ÇEK BEDELİ KADAR ADLİ PARA CEZASI’ VEYA ‘ ARTIK UYGULAMA İMKANI KALMAYAN(5252 sk geçici 1.md göre) 5252.SK 5.md benzer şekilde 450 ytl adli para cezasını uygulamak yasal değildir.zira tck 45.md de böyle bir ceza vermeye yasal imkan da yoktur .
aksini kabul etmek demek ise tck 2/3.md göre ‘ Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz’ amir hükmüne aykırı KIYAS YASAĞINA GİRER.CEZA İÇEREN HÜKÜMLER KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE GENİŞ YORUMLANMIŞ OLACAKTIR.
ceza hükümlerinin uygulanmasında KIYAS YASAĞI VAR. CEZA İÇEREN HÜKÜMLERİNİN DE YORUMLANIRKEN DE GENİŞ YORUM YAPILABİLİR ANCAK BU GENİŞ YORUMUN DA YASAL SINIRI KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE OLMAYACAK
Doğrudur; 5252 sayılı yasanın geçici birinci maddesi “Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır” demek suretiyle 01/01/2009 tarihinden itibaren diğer kanunların 5237 Sayılı yasanın Genel hükümlerine yani 75 nci maddeye (bu madde de dahil) kadar ki hükümlerine aykırı hükümleri 01/01/2009 tarihinden itibaren uygulanamayacaktır.
Keza doğrudur; TCK.nın 45 nci maddesi “Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır.” demek suretiyle ceza mahkemelerinden suç karşılığında verilebilecek cezaları 01/01/2009 tarihinden itibaren hapis cezası ve adli para cezası olarak daraltmış, ve hangi kanunda ne isimle olursa olsun başka ceza vermeyi yasaklamıştır. Bununla da yetinmemiş TCK.nın 52 nci maddesinde adli para cezasını “Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklinde tanımlamıştır.
Öyleyse gene doğrudur ki 01/01/2009 tarihinden itibaren hangi kanundan kaynaklanırsa kaynaklansın verilecek para cezaları “beş günden az ..730 günden yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağ” şeklinde olmak zorundadır.
Peki 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesi bu TCK.nın 45 nci maddesine uygun bir adli para cezası ihtiva ediyormu?
Kanunun bu maddesi; “Üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere, ÇEK BEDELİ TUTARI KADAR ADLİ PARA CEZASIyla cezalandırılırlar.” der. Çek Kanununu koyan kanun koyucu terim olarak adli para cezası terimini seçmekle birlikte gün para cezası sistemi o tarihte yürürlükte olmadığından ÇEK BEDELİ TUTARI ADLİ PARA CEZASI terimini seçmiştir.
Aslında buraya kadar yazdıklarımın hepsi LAFI GÜZAFTIR.:) Cevaplandıracağımız soru çek bedeli tutarı adli para cezası vermeyi emreden 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesi TCK.nın 45 maddesine aykırımıdır. Kanaatimce 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesi birinci maddeden itibaren yürümeye başlasa 45 nci maddeye kadar hiç bir madde sen bana aykırısın deyip onu durdurmaz. ve hatta 45 nci madde dahi bana aykırısın demez. Demez çünkü 45 nci madde genel bir tabirle adli para cezası terimini kullanmış, adli para cezası terimi 3167 Sayılı yasanın 16/1 maddesinde de aynen kullanılmış olduğundan 3167 sayılı Yasanın 45 nci maddeye bu aşamada aykırı bi yanı olmasa gerek.
Ne varki 3167 sayılı yasanın 16/1 maddesi 52 nci maddeye gittiğinde bu maddeden geri döndürülmesi yüksek ihtimaldir. Zira aslında 52 nci madde 45 nci maddenin açıklamasıdır.Ve 52 nci madde ceza mahkemelerine tam gün esasına dayalı adli para cezası vermeyi emretmektedir. Ceza Kanunun genel hükümleri gün esasına dayalı bir para cezası sistemini emrettiğinden çek bedeli tutarı ADLİ PARA CEZASINI EMREDEN bir sistemin bu sisteme AYKIRI olduğunu KABUL ETMEK GEREKİR.
Aslında bütün bu yazıda bir aykırılığın var olup olmadığını tesbit etmeye çalışmış olmakla olmadığını ummakla ama kanaatimce böylece aykırılığın varlığını tesbit etmiş olmakla ortada bir AYKIRILIK VAR OLDUĞUNDAN yapılacak iş uyarlama yargılaması olmalıdır.
Saygılar sunarım.
SULTANBEYLİ 2.ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
İTİRAZ EDEN : Uğur GÖKKOYUN,33431
Sultanbeyli Cumhuriyet Savcısı
İTİRAZ EDİLEN KARAR : Sultanbeyli 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 12.1.2008 tarih;
2007/112 E;2007/400 K. sayılı kararı.
İTİRAZIN KONUSU : 3167 SK nun 16. maddesindeki cezanın 5237 Sayılı TCK nun genel
hükümlerine aykırı olması nedeniyle;infazın durdurulmasına dair
karar hk.
İTİRAZ NEDENLERİ
1- Mahkemenizin aynı sayılı kararı ile sanık Tezcan Moğul hakkında 3167 SK nun 16/1.maddesi uyarınca 6.500 TL adli para cezası verilmiş olup;bu cezanın Antalya C.Başsavcılığınca infazı sırasında,(Antalya C.Başsavcılığının ) 8.1.2009 tarih;2008/7-6701 ilamat sayılı yazısıyla;5252 Sayılı Yürürlük Yasasının Geçici 1. maddesi,5237 Sayılı TCK nun 2,5,7/2,45/1,52/1. maddeleri uyarınca bu cezanın TCK nun genel hükümlerine aykırılık oluşturması nedeniyle cezanın ortadan kaldırılması ve infazının durdurulması talep olunmuştur.
2- İtiraza konu karar ile (herhangi bir gerekçe gösterilmeden ) talebin kabulüne karar verilmiştir.
3- Konuya ilişkin yasal düzenlemelere bakıldığında,
5237 Sayılı TCK nun 2. maddesinde “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin düzenlendiği;5.maddesinde TCK nun genel hükümlerinin özel yasalardaki suçlar ve cezalar yönünden uygulanacağının kabul edildiği;7. maddesinde suç tarihi ile karar ve infaz tarihleri arasında lehe olarak yapılacak ceza ve infaz kanunlarındaki değişikliklerin şüpheli-sanık ve hükümlülere uygulanacağı,ancak süreli ve geçici kanunların yürürlükte bulundukları süre içerisinde işlenen suçlar yönünden lehe kanun uygulanmasının yapılamayacağı (bu dönemde işlenen suçların cezalandırılacakları ); 45. Maddesinde suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımların hapis ve adli para cezası olarak belirlendiği;52. Maddesinde adli para cezasının en az 5 gün en fazla 730 tam gün olarak belirlenen ve bir günü 20-100 TL arasında takdir edilecek miktarla çarpılarak bulunan tutarın Devlet Hazinesine ödenmesinden ibaret bir ceza olarak tarif edilerek kararda açıkça esas alınan tam gün sayısı ile çarpılan para miktarının gösterilmesinin zorunlu kılındığı;61.maddesinde hakimin suçun işleniş biçimi,kullanılan araç,suçun zamanı,yeri,suçun konusunun önem ve değeri,zarar ve tehlikenin ağırlığı;kast ve taksirinin yoğunluğunu ve saik ve amaca göre alt ve üst sınırlar arasında cezayı belirleyeceği;bireyselleştirme işlemlerinin tam gün üzerinden yapılacağı,
5252 Sayılı TCK nun Yürürlülük Yasasının 5349 ve 5560 Sayılı Yasalarla Değişik 5. maddesinde;tüm kanunlardaki “ağır para cezası” ibarelerinin “adli para cezası” olarak değiştirildiği;özel kanunlarda TCK da belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar alt ve üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarının belirlenmesinde alt sınırın 450 TL üst sınırın 100.000 TL olarak uygulanacağı ve nisbi para cezalarında bu ilkenin geçerli olmadığı,
5252 SayılıYasaya 5349 Sayılı Yasa ile eklenen Geçici 1. maddesinin 5560 Sayılı Yasa ile değişik hükmüne göre ise;özel yasaların TCK nun genel hükümlerine uygun olmayan hükümlerinin değiştirilinceye kadar ve ancak en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulanacağı hükümlerinin yer aldığı anlaşılmaktadır.
4- Bu yasal düzenlemeler ışığında 3167 Sayılı Yasanın 16/1. maddesinde belirlenen adli para cezasını incelediğimizde:
Yasaca tayin edilmesine rağmen nisbi nitelikte olduğu ;tam gün karşılığı olarak alt ve üst sınırlar arasında belirlenecek tarzda düzenlenmediğinden hakime cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi yönünde takdir hakkı vermediği,bu suretle yukarıda belirtilen 5237 Sayılı TCK nun genel hükümleri içerisinde yer alan 52 ve 61. maddelerine aykırı olduğu ancak , yukarıda belirtilen 5252 Sayılı Yasanın 5. maddesine göre 3167 Sayılı Yasanın 16. maddesinde değişiklik yapılıncaya kadar bu maddede belirlenen adli para cezası sisteminin uygulanmasının gerektiği;yine aynı yasanın geçici 1. maddesine göre de 31.12.2008 tarihine kadar bu aykırılığın dikkate alınmayacağı ;3167 Sayılı Yasanın (adli para cezalarına ait hükümleri açısından ) ,TCK nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 ile değiştirilmesi gereken 31.12.2008 tarihine kadar yürürlükte bulunan (süreli-geçici) bir kanun niteliğinde bulunduğu;bu nedenle TCK nun 7/4 maddesine göre geçerli olduğu dönemde işlenen suçlar yönünden uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla 31.12.2008 tarihine kadar TCK nun genel sistemi içerisinde yer alan adli para cezalarının belirlenmesine aykırı hükümler içeren özel yasalardaki adli para cezaları uygulanabilecek olup;bu tarihten sonra ise TCK nun genel hükümlerine göre adli para cezalarının belirlenmesi gerekeceğinden,bu hükümlere aykırı adli para cezalarının hüküm altına alınması yasal olarak mümkün olamayacaktır.Hatta hükmün 31.12.2008 tarihinden önce olması halinde de,hüküm tarihi itibarıyla verilen karar (TCK nun 7/4.maddesinin açık hükmüne göre ) yasal olacağından bu kararların 31.12.2008 tarihinden önce kesinleşmelerinin de gerekmeyeceği düşünülmektedir.
İtirazımıza konu karara ait adli para cezasının karar ve kesinleşme tarihi 31.12.2008 tarihinden önce olduğundan yasaya uygun olup;bu cezanın infazının ertelenmesine ait itiraza konu karar usul ve yasaya aykırıdır.
5- İzah edilen nedenlerle,
CMK nun 101.maddesi delaletiyle CMK nun 267 vd maddeleri uyarınca;mahkemenizin anılan kararına vaki itirazımızın kabulü ile kararınızın düzeltilmesi;aksinin düşünülmesi durumunda ise CMK nun 268/2 maddesi uyarınca dosya ile birlikte itiraz dilekçemizin (3 gün içerisinde) Kartal Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi,
Kamu adına itirazen talep olunur.13..1.2009
Uğur GÖKKOYUN,33431
SULTANBEYLİ CUMHURİYET SAVCISI
5252 sayılı yasanın 5. maddesinde; özel ceza yasalarındaki düzenlemenin “TCK da belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar” geçerli olacak şekilde uygulanacağı belirtilmektedir. değişiklik yapılabilme süresi ise 31.12.2008 tarihinde dolmuştur. Bu tarihe kadar düzenleme yapılmamış olan ve TCK da belirlenen cezalar sistemine uygun olmayan cezaların artık uygulanamayacağı kanaatindeyim