BİZLER KENDİ ADALET SİSTEMİMİZE GÜVENMEK İSTİYORUZ. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNDE HAK ARAMAK İSTEMİYORUZ.
BİZLER SİYASİLERİMİZE GÜVENMEK İSTİYORUZ.
“Eşlerimize babalarımıza katil muamelesi yapılmasın. Eşlerimize babalarımıza dolandırıcı, katil muamelesi yapılmasın, Açık cezaevine geçebilsinler, denetimli serbestlikten yararlansınlar, adli para cezası idari para cezasına dönüştürülsün, kimseyi dolandırmamış, işini yaparken iflas etmiş, batmış ama eşlerimiz bir açık cezaevine bile konulmuyor azılı katillere tanınan, PKK’lılara tanınan haklar bile tanınmıyor. En azından açık cezaevine konulsunlar. Çocuklar babalarını kucaklayabilsin.” ……AMACIMIZ BU DEĞİL.ADALET.
BANKALAR İYİ BİR ÇEK YASASININ ÇIKMASI ÖNÜNDE ENGELDİR..EKONOMİMİZİ DOLAYISIYLA DEVLETİMİZİ TEHDİT EDİYORLAR.
1-Bankalar kredi ve çek karnesi verirken modern ve gelişmiş teknikler ile ve çok para kazanma hırsından arınmış olarak hareket etmiyorlar.. İstihbarat ve mali analizlerden olumlu not alan iş adamlarına ve firmalara kredi ve çek karnesi vermek yerine bunu gelişigüzel yapıyorlar. Maksat Türkiye zor duruma girdiğinde, bunun faturasını verdiği mal ve hizmet karşılığında teminat olarak çek alan iş adamları ve firmalar birlikte ödeyecek. Neden bankalar kazanırken, hırsla ve saldırgan bir şekilde kazanıyor da, iş, riskin bedelini ödemeye gelince, bu bedel iş adamları tarafından ödeniyor. Bunun nedeni ekonomiyi batırmaktır.
2- Devlet, gelecek yıl, yaklaşık 11 milyar dolar ile önümüzdeki 6 yılın en yüksek dış borç ödemesini yapacak. Maliye Bakanlığının 2010 yılı Bütçe Gerekçesinde yer alan projeksiyonlarına göre, Merkezi Yönetim Dış Borç ödemeleri kapsamında önümüzdeki yıl 7 milyar 56 milyon doları ana para, 3 milyar 917 milyon doları da faiz olmak üzere toplam 10 milyar 973 milyon dolar dış borç ödenecek. Dış borç ödemesi, 2011 yılında 6 milyar 816 milyon doları ana para 3 milyar 532 milyon doları faiz olmak üzere 10 milyar 347 milyon dolar olarak gerçekleşecek. Devletin bundan sonraki 4 yıldaki dış ödemesi ise kademeli olarak düşecek.
3-Bu yılın 4 aylık bütçe açığı 20 milyar TL’yi bulmuş. 2008’in aynı döneminde açık 5.4 milyar TL idi. Yani gelirler yüzde 4 artarken giderler yüzde 24’e fırlamış. Açık büyük: 5’ten 20’ye… Yaklaşık 3 kat artış!.. Peki sonra ne olacak? Açık nereden kapatılacak?
“Bütçe açığının küçülmesi için (1) Ya vergi gelirleri arttırılmalıdır. Ki, buna imkân yok. (2) Ya da harcamalar kısılmalıdır. Ki buna da imkân yok. Bütçe açığı önümüzdeki günlerde büyüyecek demektir. Bütçe açığını devlet borçlanarak kapatmaya mecburdur. Devlet önümüzdeki günlerde daha fazla bono ve tahvil satarak borçlanacaktır.DEVLETİN SATACAĞI BONO VE TAHVİLİN ANA MÜŞTERİSİ BANKALARDIR
Bu yaklaşım, içinden geçtiğimiz olağanüstü dönemin dayattığı şartlara fena halde teslim olmak demektir. Vergide yapacak bir şey yok, harcamada yapacak bir şey yok, geriye kalan borçlanma.. Onu da yapacaklar ve bankalar giderek artan faizlerle devleti fonlayacak.. Peki sonra? Sonrasını söyleyelim; bütçede faizin payı yeniden yüzde 30’lara çıkacak. Yükselen faizler, özkaynağı yetersiz reel kesimi, sanayiyi iyice kurutacak, ekonomi daraldıkça daralacak, işsizlik inanılmaz boyutlara çıkacak; bütçeden faize ayrılan pay arttıkça sağlığa, eğitime, tarıma, yoksullara ayrılan destek kırıntıları bile kesilecek ve alavere dalavere Hadi Memet nöbete misali, fatura yine fakir fukaraya çıkarılacak…
4- Öte yandan hükümet sıkı bir para ve faiz politikasına başlamıştır. Merkez Bankası faizlerde düşüşü sağlamıştır. Geçtiğimiz temmuz ayında Şili ve Brezilya’ya giden Sayın Çağlayan oralarda faiz oranlarının düşüklüğüne dikkat çekmiş. Türkiye’de bu durumun gözetilmesi gerektiğini söylemiştir. TÜRKİYEDE EKONOMİ %14.8 KÜÇÜLÜRKEN BANKALAR %11 BÜYÜMÜŞTÜR. SEBEP AŞIRI FAİZLERDİR. İşte hükümet faiz sistemi üzerinde reel düşüşü yapmak ve uygun faizleri ortaya çıkarmak durumunda kalmıştır.. Çek yasasının bekletilmesi bu yüzdendir. Faiz dengesini bozmaktan korkulmaktadır.
5- Bankalar 30 yıldır sırf müşteri kazanmak için sorumsuzca çek karnesi dağıtıp, postdate çek kullanılmasına müsaade ediyor. Ve finans şirketleri hala çek kırma işlemine devam ediyor. Faizlerin %6.5 lere gerilediği bir ortamda hala FAİZCİLİĞİ HORTLATMA SAVAŞI yapıyorlar. AYLIK %30 İLE ÇEK KIRIYORLAR. Rakamı abartsam bile % 10 bile çok.
6- Yasa; çeki, “ibrazında ödenir” şeklinde tarif etse de piyasalarda son 30 yıldır çek, senetin yerine geçmiş ve bu uygulama zaman içerisinde vadeli çeklere dönüşerek yasaya aykırı bir hal almıştır. Böylece, çekin “görüldüğünde ödenir” niteliği kaybolmuş ve çeklerde vade oluşturularak bir “kredi vasıtasına” dönüştürülmüştür. Kredi belgesi niteliği kazanan çek, vadesi süresince elden ele dolaşırken arkasında oluşan çok sayıda ciro ile üzerindeki yazılı değerini ciro adetleri oranında katlayarak mortgage’daki türevler benzeri şişirilmiş bir ekonomi yaratmıştır.
Çekin yasaya aykırı bu hali, iş adamlarımızca, piyasa elemanlarınca, bankalarca, hukuk düzenimizce ve ekonomi yönetimimizce de kabul görünce, dünyanın 17. ekonomisi olduğu söylenen Türkiye ekonomisi, balon misali şişirilerek her an patlayacak bir bomba haline getirilmiştir.
Reel sektör piyasalarının nerede ise tamamının vadeli çekler ile hayatiyet bulduğu bir gerçektir ve bu piyasalardaki karşılıksız çekler domino etkisi yaratarak patlamaya başlamışlardır. ARTIK BÜYÜK SANAYİCİ İŞ ADAMLARIMIZ İNTİHAR ETMEKTEDİR.
7-Çekle ilgili böylesine hatalı ve çarpık uygulamanın bu kadar yaygınlaşmasında bankalar başlıca rolü oynuyor. Şöyle ki; bankalar güya vadeli olan çekleri bonoymuş gibi kredi konusu yapıyor ve bu yanlış uygulamadan vazgeçmiyorlar. Ancak, bankalar işine geldiği zaman çekte vade olmadığını çok iyi hatırlıyor Çekle ilgili hatalara, bir önceki iktidar tarafından hazırlanıp, son iktidar döneminin hemen başında aceleyle Meclis`ten geçirilen 8/2/2003 tarih, 4814 sayılı yasa ile devlet de iştirak etmiştir. Çünkü, eski 3167 sayılı yasa, çekini ödemeyen keşideciyi hapse mahkum ederken halen yürürlükteki 4814 sayılı yasada bu hüküm adli para cezasına dönmüştür. Böylece, çek keşidecisi (borçlusu) için en büyük caydırıcılık unsuru devletin hazinesine gelir kaynağına dönüşmüştür.
8- Şimdiki şekliyle postdate çek ticaret hayatında art niyetli borçluların önünü açmak; tahsilat mafyasına iş oluşturmak, iş hayatında ahlakî zaafa zemin hazırlamak ve ticareti sınırlamak gibi sonuçlar meydana getirmektedir. Çekin güvenilir bir enstrüman olmaktan çıkışının makro düzeyde bir başka etkisi de, küçük firmaların giderek piyasadan silinmesidir. Çünkü, ülkemizde büyükler çeki ne alırlar ne verirler.
Bu nedenlerle hükümet yaptığı yanlışı düzeltme, sağlıklı bir yasa çıkarmayı hedefleme peşine düştü. İlk olarak 5838 nolu yasa ile girişime başladı. Ne yazık ki geç kalınmıştı. Hala da ortada bir çek yasası yok. EN ÖNEMLİSİ DE POST DATE ÇEK UYGULAMASI BİLİNDİĞİ HALDE(sadece ülkemize mahsus bir uygulama) düzenlemesinin yapılmaması, bu çekleri kullanan tacirin ödeme güçlüğünün suç olarak cezalandırılmasıdır. Bu beceriksizlik veya bilgisizlikten mi kaynaklanmaktadır.HAYIR.
8-. “HÜKÜMETİN ÇIKMAZI” Hükümet cari açığı kapatmak için iki yoldan en masum olanını seçti. BU masum olarak addettikleri yağmurdan kaçayım derken doluya tutulma gerçeğini yaşattı hükümete. Yani IMF ve onun yaptırımlarından kaçarken bankalara yakalandı ve onların yaptırımlarına maruz kaldı.DEVLET ELİYLE SOYGUNA İMKAN VERİLDİ.
9-Öte yandan Yargıtay Başkanı’nın önerilerinin büyük bir kısmı da post date çek uygulamasına cevaz verilmemesine yöneliktir. Bunun uygulamasındaki hukuki zorluklara değinilmiştir.
Yargıtay, “çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluğun suç olmaktan çıkarılarak, bu durumun, “idari para cezası“ veya “idari tedbiri gerektiren bir kabahat“ ya da her iki unsuru kapsayacak şekilde düzenlenmesini istedi. “Zira, ileri tarihli çek uygulaması çekin işlerliği ve güvenirliğini ortadan kaldıran bir uygulamadır. Türkiye;de yanlış yerleşmiş bir teamüldür
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
A-POST DATE ÇEK KULLANIMINA DEVAM EDİLSİN. Bu durumda sorumluluklar artırılmalı, SORUMLULUKLARIN İHLALİ KASTI OLUŞTURACAĞI İÇİN SUÇTA OLUŞACAK CEZALAR ARTACAKTIR.(bu durum bankaların aleyhinedir, çünkü kastı bankalar yaratıyorlar.) Bu durumda ekonomik direnceden dolayı borcunu ödeyemeyen çek keşidecisi iyi niyetli borçlu korunmalıdır. Bu hususta yapılan çalışmalarda ise çek çeşitleri düşünülmüştür.
1-sigortalı çek 2-kredi kartlı çek 3-sınırlı itibarlı çek.(hükümet bu şekilde çekler üzerinde görüştedir. Tüccar çeki v.s. çek bu anlamdadır. Hem çekin karşılığı yönünden sorumluluk belirlenmektedir.) 4-teminatlı çek.
B-POSTDATE ÇEK KULLANILMASIN. Bu durumda çek gibi ucuz kredi sağlayacak yeni bir enstrümana gerek olacaktır. Bu durum likidite sıkışıklığında talebe karşın faizlerin artmasına sebep olacaktır. Hükümet sıkı faiz politikası yürütmektedir.
POSTDATE ÇEK OLMAZSA KAYGILARI.
1-Hükümetin ticaret hayatını harekete geçirecek sıcak para bulması gerekecek. Bu da kaynak olarak borçlanmayı gerektirecektir. Bu para bulunsa bile dağıtımı bazı kesimlerin ihtiyacını karşılamayacaktır.
2-Faizler artmadan borçlanma olmaz.
Bu meyanda hükümet kosgeb kredilerinin alanını genişletmiştir. Yeni tedbirler düşünmektedir. ANCAK FAİZE DOYMAYAN BANKALAR YENİDEN FAİZLER HORTLASIN DİYE MÜCADELE ETMEKTEDİR.
TÜRKİYEDE YARGI BASKI ALTINDADIR. MAĞDURLAR AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNDE HAK ARAYIŞINA YÖNELMEKTEDİR. BU DURUM DEVLETİMİZİN İTİBARINI ZEDELEYECEĞİ GİBİ EKONOMİK YÜK DE GETİRECEKTİR. HER BAKIMDAN DEVLETİN ZARARINADIR.
1.1.2009 TARİHİNDEN İTİBAREN KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNU TOPLUMSAL BİR SORUN OLMUŞTUR.
HUKUK İFLAS ETMİŞ HUKUKCUYA OLAN SAYGI BİTMİŞTİR.
31.12. 2008 Sonuna kadar Ceza Yasasına uyumlu bir çek yasası çıkmadığı için 3167 sayılı yasa içindeki cezai müeyyideler ilga olmuştur. Bu durum hukukcuları ikiye bölmüştür. Bazı mahkemeler sanık lehine kararlar verirken bazı mahkemeler mevcut uygulamaya devam etmiştir. BU DURUM YARGI ÖNÜNDE VATANDAŞLARIN EŞİTLİK İLKESİNİ BOZMUŞTUR. FACİA BURDA BAŞLAMIŞTIR. 9.06.2009 tarihinde Habertürk Gazetesi Ekonomi Yazarı Sayın Muharrem Sarıkaya yazdığı bir röportaj yazısında, bu durumu meclis adalet alt komisyon başkanı Sayın Hakkı Köylüye sorduğunu, “Yargıtay başkanlığından rica ettik bu tür uygulamalara son verilmesini istedik” cevabı aldığını yazmıştır. ADALET BAĞIMSIZ DEĞİLMİDİR? ADALET ÜZERİNDE SİYASİ BASKI SÖZ KONUSUMUDUR? HANİ YARGITAY BAĞIMSIZDI ?
Maalesef bu sorularımıza yetkililerden hala bir cevap alabilmiş değiliz. 7.6.2009 tarihli Yargıtay Başkanlığı’nın çek yasası için önerileri ve Yargıtay Ceza Kurulunun halen lehe karar vermemesi arasında yaşanan çelişkinin de izahı yoktur. Yargıtay markalar yasası için sanık lehine karar vermiş, özel yasaların ceza yasasına uygulanmadığı için özel yasalarda cezai müeyyidelerin . 31.12.2008 tarihinden sonra hükümsüz olduğu hakkında karar vermişti. Ayrıca Yargıtay 10. ceza dairesi 2009/102 nolu kararında sanık lehine; saniklarin savunma hakki kisitlanarak yazili biçimde hüküm kurulmasi geçersizdir kararı ile bozma vermiştir. BÜTÜN BUNLAR YARGITAYIN BASKI ALTINDA TUTULDUĞUNUN DELİLLERİDİR.
YENİ ÇEK YASASI BEKLENTİSİ YENİ DEĞİLDİR.
Ortada bir hukuk dışı durum var. Ancak bu durum EKONOMİYİ de çok ilgilendirmektedir. Yeni ceza yasası olan 5237 sayılı yasa mayıs 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın 21 maddesi gereği SUÇ kasta bağlanmıştır. Bu durum bazı özel yasalarda değişiklik yapma gereğini de ortaya koymuştur. Aynı zamanda cezalarda gün para sistemi de değişmiştir. Bir çok özel yasa bu temel yasaya uygulanmış. Ancak ÇEK YASASI hala değiştirilmemiştir. Bunun sebebi unutmakmıdır. Hayır.BANKALARIN BASKISINA KARŞIN ÇARESİZLİK DEN DOĞAN İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN anlayışıdır. 5 SENEDİR İNSANLAR YASADA YERİ OLMAYAN, SUÇ OLARAK TANIMLANMAYAN BİR OLGUDAN, DAYATMA SUÇ TEORİSİ İLE HAPİS YATMAKTADIR. Gaye hazineye para kazandırmaktır. Ancak bu bekleyiş bazı sahtekarların af beklentisi ile soygununa da sebep olmuştur. Kanuna uygun soygun düzeninde kim kollanıyor? Kanun değil sonuç önemlidir. Bazen kanunların bizzat soygun düzeni oluşturduğunu lütfen unutmayalım. Ve kurumlar kendi yazdıkları kuralların arkasına sığınmasın. Lütfen sonuca bakalım. Kim korunuyor, kim kollanıyor.
“Öte yandan Meclis’in adalet komisyonunda görüşülen çek yasasıyla ilgili ise adli para cezalarının düşülmesi konusunda fikir birliğine varıldığını açıklayan Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ancak bunun çeke olan güveni azaltabileceğine dikkat çekti. Ergün, şunları söyledi: “Komisyondaki tasarıda çekin ödenen miktarı adli para cezasından çıkarılıyor ve adli para cezası artık daha kolay ödenebilir duruma geliyor. Eğer adli para cezaları ödenebilir miktarda olursa, o zaman bunu ödeyenler hapis yatmamış olacaklar. Aslında bu çeke olan güveni de azaltabilir, çek kullanımı konusunda zorlukları olabilir.”
Ergün, bu konuyla ilgili analizlerin yapıldığını Hazine ve Merkez Bankası’nın konunun ekonomik boyutlarını da ele alan çalışmalar yaptıklarını aktardı.” (referans)
NERDE KALDI CEZA YASASININ KAST UNSURU “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” YADA “Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
SONUÇ ESKİ HAMAM ESKİ TAS. TİCARET BİTMİŞ KİMİN UMRUNDA. Ölüden medet umulur mu? Umuluyormuş. İŞİNİ, AŞINI, EŞİNİ ÜSTE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAYBETMİŞ İNSAN CEZAYI ÖDEYECEK PARAYI NERDEN BULACAK. İÇ ORGANLARINI SATACAK. VE SATILIYOR. KARŞILIKSIZ ÇEK YÜZÜNDEN YA İNTİHAR EDİLİYOR YA İÇ ORGANLAR SATILIYOR.
KAZANCI HERKES DEĞERLENDİRİR APTALLAR BİLE. KAYBI KAZANCA ÇEVİRMEK AKILLI İŞİDİR. APTALLARLA AKILLILARI AYIRAN HUSUS BUDUR.
BAŞBAKAN Batman’daki konuşmasında, sözlerinin sloganlarla kesilmesi üzerine Araf Suresi’nden alıntı yaparak “Gerek yok. Bazı insanlar vardır kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar.” Demişti.
Başbakan’ın bu sözleri bir başkası için söylemesinin etik açıdan ne kadar yanlış ve kabul edilemez olduğunu, surenin tamamını okuyunca daha iyi anlıyoruz.
Başbakan’ın dili var konuşuyor… Ancak gerçekleri ne oranda görüyor… Acaba vatandaşı duyuyor mu? Gerçekleri ne kadar görüyor?
Cari açık Türkiye’nin kan kaybına sebep oluyor. Bu açığı borçla – harçla finanse ediyoruz. Türkiye’nin geleceğini tüketiliyor. Başbakan duymuyor.
Başbakan yine bir konuşmasında “en büyük irade meclistir. Meclisin dışında başka bir irade yoktur “demişti. Bankaları unutmuştu zinhar. Meclisin çıkardığı yasalara karşı koyan, ticaretimizi yok eden bankaları.
YARGININ ACZİYETİ
Cezaların kanuniliği ilkesi faile bir yandan suç tarihinde yürürlükte olan kanunda öngörülen cezanın verilmesini bir yandan da ancak kanunda yazılı olan cezanın verilmesini öngörmektedir. Bu niteliğiyle ilke cezanın belirlenmesinde keyfiliğin önüne geçmeyi amaçlamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinde de “Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.” derken yasakoyucu bu amacını ortaya koymuştur. İlke iki amacı ön plana çıkarmaktadır: kanunilik ilkesinin garantörlük fonksiyonunun yerine getirilmesi ve ve cezanın çağdaş normlar çerçevesinde kişiselleştirilmesi. . Hakim hem keyfi ve subjektif davranmaktan uzak durmak hem de cezayı tüm boyutlarıyla bireyselleştirerek cezanın önleme ve cezalandırma amaçlarını bir arada hayata geçirebilmek zorundadır. Bu temelde ‘hakimin takdir yetkisi’ “hakimin yargı yetkisinin doruk noktasında bulunan fonksiyonu” olarak adlandırılmıştır. Bu takdir yetkisi yasanın belirlediği ilkeler ve sınırlar çerçevesinde öyle kullanılmalıdır ki takdir süreci tüm boyutlarıyla yargıtay denetimine açık ve elverişli olsun. PEKİ NİÇİN YARGIDA EŞİTSİZLİK OLMAKTADIR. FARKLI MAHKEMELER FARKLI KARAR VERMEKTEDİR. HAKİMLERİMİZ TCK. 21,23. MADDELER İLE 61. MADDEYİ BİLMİYOR MU?
TCK MADDE 61 – (2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.
(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.
(6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adli para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.
(7) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.
(9) Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.
(10) Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.”
Buna göre öncelikle yasakoyucu tarafından yasada soyut ceza belirlenecek, sonra hakim tarafından somut olayda suç ve suçlunun kişiliği göz önüne alınarak sonuç ceza tayin edilecektir.
“EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA” DEYİMİ CAHİLLİK ÜRÜNÜDÜR. ANAYASA MAHKEMESİ AĞIR ŞEKİLDE HATALIDIR.
Anayasa Mahkemesi de Resmî Gazete’nin 26.04.2003 Tarihli Sayısında Yayımlanan 11.12.2002 Tarihli 2002/165 K. Sayılı Kararında Çeklerin Sözleşme Olmadığını Bu Nedenle, Sözleşmeden Doğan Borçların Yerine Getirilmemesi Nedeni ile, Hapis Cezası Verilemeyeceğini Emreden Anayasanın 38. maddesi Dışında Kaldığını ve Karşılıksız Çeke Hapis Cezasının Doğru Olduğunu Başkan Vekili Haşim Kılıç’ın Muhalefeti ve Oyçokluğu İle Açıklamıştır.
Kararın gerekçe bölümü şöyledir:
“Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek; Temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmadığından bağımsız olarak, Kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir.
Hatır senetlerinde olduğu gibi, taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir.
Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir.
Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir.
O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise, çekte bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur.
Borçlu, temel ilişkisi ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmeden doğması ve borcun yerine getirilememesi gerekmektedir.
Oysa çek temelde sözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran bir havaledir.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrasa aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.”
“EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA” gerekçesi ile hapis cezasını tespit eden, 4814 sayılı kanunla bu doğrultudaki Anayasa Mahkemesi kararı hatalı olup, DÜNYA MEVZUATINA AYKIRI VE ACEMİLİK ÜRÜNÜDÜR..(PROF. HAYRİ DOMANİÇ)
Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil, “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” hiçbir yasal dayanak gösterilmeden yakıştırılmış bir acemilik ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur. “Ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını “ödemede temerrüt dirence” karıştırılmıştır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. EKONOMİK DİRENCEYE ALACAKLI YARARINA PARASAL YAPTIRIM UYGULANACAKKEN “EKONOMİK CEZA” DEVLETE ÖDENMEKTE OLUP, ALACAĞI DİRENCEYE UĞRAYAN ALACAKLIYA HİÇ BİR FAYDASI YOKTUR. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir. Çek Kanununun Yeni 16. maddesi’ne göre 80 milyar lirayı aşmamak üzere karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası da, çekin temsilciler tarafından imzalanması halinde iki üç katına çıkabilmektedir. Zira 16. madde hem temsil edene hem temsil edilen kişiye ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası uygulamaktadır. KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti diyor ki;
İnsan ZALUMEN CEHULA yani İNSAN ÇOK ZALİM ve ÇOK CAHİLDİR.
Çeklerin mutlaka bir sözleşmeye dayalı olmasını emreden bunca kanun maddeleri ile parasal borçlarda dirence nedeni ile hapis cezası verilemeyeceğini emreden Anayasa’nın 38. maddesine rağmen, çekin bir sözleşme olmadığını gerekçe alan 16. madde’nin mimarları da aynı görüşü paylaşan yargı üyelerinin tutumu da 72. Ayeti anımsatmaktadır.
Alıntı:
http://www.cekmagdurlari.com/2009/10/nihat-ergun-yeni-cek-kanunu-adaletli.html



