Taahhüde Uymama Ağır Ceza Mahkemesine İtiraz Dilekçesi

04/22/2011 1 yorum

Çek yasası mağdurları taahhüde uymama nedeniyle tekrar şikayet olunduğunda yapılacak itiraz dilekçe örneği.
NÖBETÇİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ’ NE GÖNDERİLMEK ÜZERE
… ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
ESAS NO :
KARAR NO :
İTİRAZ EDEN (Sanık) :
VEKİLLERİ :
KONUSU : Mahkeme kararının itiraz yoluyla kaldırılması ve düzeltilerek karar verilmesi istemini içerir, itiraz dilekçesinin sunumudur.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yürürlüğe giren 5941 sayılı yasanın geçici 2. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca ödeme taahhüdünü içerir dilekçe vermiş ve mahkemece infazın durdurulmasına karar verilmiştir. Ödeme taahhüdüne uyulmadığından bahisle …/…/ 2011 tarihinde tekrar şikayet konusu olunmuş ve mahkemece … Esas sayılı kararla infazın devamına karar verilmiştir.

5941 sayılı çek kanunu GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 1/11/2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;
a) Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.

b) Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir.

GEÇİCİ MADDE 2-(1)b- Kanun madde metninde infazın iki sene olarak durdulacağı çok açıktır Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz ifadesi TBMM Genel kurulunda sonradan madde metnine eklenmiş, fakat bu miktarın ödenmemesi durumunda infazın kaldığı yerden başlayacağı konusunda her hangi ifade yoktur.

Kanun maddesinde “ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi” şartı 5941 sayılı Çek Kanunu’nun geçici 2(a) Maddesinde yer alan ” Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde” yer alan geçici madde (a)fıkrasına atıf yaptığı ve buradaki belirli vadelere uyulmaması halindeki yaptırım olduğu çok açıktır.

Geçici 2(b) maddesi hükmünce verilen taahhütlerin “Alacaklıyla anlaşma aranmaksızın” şartı koştuğu ve “Taahhüde uyulmadığının tespiti halinde infaz/dava kaldığı yerden devam eder hükmünün “taahhütnamede belirtilen sürenin bitimi” olduğu ve bununda iki yıl olarak düzenlediği çok açıktır.

Mahkeme ek kararı kanuna ve yorum ilkelerine açık aykırılık taşımaktadır. Yargısal yorum yetkisinin sınırları, yasa maddesinin lafız ve ruhunun çizdiği çerçevenin dışında, “başka bir şeyin” uygulanması biçiminde tezahür edemez. Bu zorunluluk ve ödev, bariz surette ihlal edilmiştir.
Yasa maddeleri ve tanımları karşısında tek geçerli ve “yasaya uygun” yorum ve uygulama bu iken, pozitif hukuk metinlerinin yorum ve tatbikinde açık hataya düşülerek tesisi edilen Ek Kararın itirazımız vechile düzeltilmesini veya kaldırılmasına karar verilmesini talep etmek zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ :
Yukarıda sunulan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle dosya içeriğine, Usule, Yasa’ ya aykırı anılan Mahkeme kararının itirazen kaldırılmasını ve düzeltilerek karar verilmesini talep ederiz. …/…/..

Arşiv bilgileri kanununa kısmi iptal

04/14/2011 Yorum yap

Anayasa Mahkemesi, Adli sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan Arşiv bilgileri, ilgilinin ölümü üzerine ve her halde kaydın girildiği tarihten itibaren 80 yılın geçmesiyle tamamen silinir madde hükmünü, Kanun’un geçici 2. maddesine ilişkin 1. fıkranın Anayasanın 76. maddesi ile özel kanun hükümleri saklıdır biçimindeki son cümlesi ve 2. fıkranın Anayasanın 76. maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar saklıdır bölümlerini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında şu değerlendirmeye yer verildi:
Mahkemelerce verilen mahkumiyet kararlarının arşiv kaydına alınmasının gerekçesini oluşturan durumlar, bazı istisnalar dışında, kişi hakkında ömür boyu hak yoksunluğunu getirmediği, ceza kanunlarında ömür boyu hak yoksunluğu durumuna yer verilmediği ve hak yoksunluğunun belli bir süreyle sınırlandırıldığı belirtildi.

Bir başka ifadeyle, arşiv kaydına alınmanın gerekçesini oluşturan kurumlar ilk mahkumiyet kararından belli bir süre geçtikten sonra kişi hakkında aleyhe bir sonuç doğurmadığı halde, söz konusu kayıtların kişinin ölümüne kadar veya kaydın girildiği tarihten itibaren seksen yıl süreyle arşivde muhafaza edilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, tüm suçlara ilişkin arşiv kayıtlarının bu kadar uzun süre muhafaza edilmesi, suç ve cezaların nitelikleri veya ağırlıkları dikkate alınmadan tüm suçlar için geçerli tek bir sürenin belirlenmesi, bu sürenin arşiv kaydına alınmayı gerekli kılan amaçla orantılı ve makul olmaması nedeniyle Kural, adil ve hakkaniyete uygun bir düzenleme niteliğinde değildir.

Diğer taraftan, kişinin belli bir tarihte aldığı herhangi bir mahkumiyet kararına ilişkin kaydın kişinin ölümüne kadar ya da seksen yıl süreyle muhafaza edilmesi, Anayasa’nın 5. ve 17. maddelerinde belirtilen kişinin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi ilkesi ve cezaların ıslah edici olma amacı ile bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkeme‘si geçici 2. maddeye ilişkin iptal kararlarının, doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak 1 yıl sonra yürürlüğe girmesine oy birliğiyle karar verdi.

içtihat; Yedieminlik görevini kötüye kullanmak

04/05/2011 Yorum yap

T.C.
YARGITAY
4. Ceza Dairesi
Esas No : 2008/21890
Karar No: 2011/927
Tebliğname No: 4 – 2007/2217
SUÇ: Yedieminlik görevini kötüye kullanmak
SUÇ TARİHİ: 25/11/2005
HÜKÜM : Beraat
TEMYİZ EDEN: Üst C.Savcısı
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE: Bozma
TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
765 sayılı TCY.nın 276. maddesinde yer verilen yedieminlik yükümlülüğüne aykırılık suçunun hareket öğeleri; “resmen teslim olunan …malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklar, sahibine veya başkasına verir veya tebdil veya lazım gelenlere teslimden imtina ederse” biçiminde tanımlanmış ve seçenekli ve dolayısıyla bağlı hareketli bir suç tipi olarak düzenlenmişti. Aynı suçu “muhafaza görevini kötüye kullanma” başlığı altında düzenleyen 5237 sayılı Yasanın 289. maddesinde ise hareket öğesi; teslim olunan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi” sözcükleriyle ifade edilerek serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiş ve suçun; ‘teslim amacı dışında tasarrufta bulunma’ anlamına gelen herhangi bir hareketle işlenebileceği kabul edilmiştir. Madde gerekçesinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunma eylemlerine örnek olarak; satılması, başkasına verilmesi gibi davranışlar gösterilmiştir. Teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması biçimindeki eylemler, verilen örneklerde olduğu gibi mal üzerinde tasarruf amaçlı eylemli davranışlar olmalıdır. Bu nedenle, malın teslim alındığı şekliyle muhafaza edildiğinin saptanması koşuluyla, salt satış yerine götürmeme biçimindeki eylemler teslim amacı dışında tasarrufta bulunma niteliğinde kabul edilemeyecektir.

Diğer taraftan, yedieminin teslim aldığı malı satış yerine götürme yükümlülüğü bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerekir. Yasalarda öngörülen istisnalar (6831 sayılı Orman Yasasının 84.maddesi gibi) dışında yedieminlik, muhafaza yükümü altına giren kişinin özgür iradesiyle kuracağı hukuksal bir ilişki niteliğindedir. Bu nedenle, yedieminin suçun öğelerini ilgilendiren yasal yükümlülüklerinin saptanması ve suç öğelerinin incelenmesi bakımından, yedieminlik kurumunun özel hukuktaki yerinin de incelenmesi gerekmektedir.

Yedieminlik kurumu özel hukukta, Borçlar Yasasının 463-482.maddelerinde düzenlenen “vedia sözleşmesinin” bir türü olarak kabul edilmektedir. (Prof.Dr. Ejder Yılmaz, Yedieminlik, T.Hukuk Dünyası D.Mayıs 2000, S.l, s.7; Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.IV. İstanbul 2001, s.4294; Prof.Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 1997 s. 770). Vedia (saklama/emanet) Sözleşmesi doktrinde, “saklatan tarafından verilen bir taşınırın, saklayan tarafından kabul edilerek güvenli bir yerde saklanması ve saklatanın dilediği zaman istemesiyle onu saklatana geri vermesi yükümlülüğünü yükleyen bir sözleşmedir” biçiminde tanımlanmaktadır. (Prof.Dr. Aydın Zevkliler, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2002, s. 385; Doç.Dr. Mustafa Tiftik, Türk Hukukunda Vedia Sözleşmesi, Ankara 2007, s.25). Vedia sözleşmesi hükümleri arasında yer alan “Yediemine tevdi” başlığı altındaki 471. maddesinde de, hukuki durumuyla ilgili uyuşmazlık bulunan veya şüpheli olan bir şeyin müstevdie/saklayana veya yediadile tevdi edilebileceği ve bu durumda, malı teslim alanın bütün ilgililerin rızası veya hakimin kararı olmadıkça malı hiç birine iade edemeyeceği belirtilmektedir.
Yasanın 473 vd.maddelerinde ise, vedia sözleşmesinin bir türü olan “ardiye/depo sözleşmesi” düzenlenmiştir.

Borçlar Yasası dışında, yedieminliği öngören 1086 sayılı Hukuk Yargılama Yasasının 101; 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 26, 88, 273; 358; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasanın 82, 83.maddeleri gibi çeşitli yasalarda da yedieminlik ilişkisi veya bu nitelikte muhafaza yükümlülüğü doğuran düzenlemeler yer almaktadır. Belirtilen düzenlemelerde bir nevi kamusal ilişkinin de kurulması dolayısıyla doktrinde Borçlar Yasasında düzenlenen “akdi” yedieminlikten farkını ifade etmek üzere “kamu hukuku ilişkileri doğuran yedieminlik” adı da verilmektedir (Dr.Haluk Eruygur, Yedieminlik, Ankara 2008, s.68). Fakat, açıklanan yasa hükümlerinde de muhafaza yükümlülüğünün bir yasal zorunluluk olmayıp, hukuksal ilişkinin özgür iradeyle kurulması karşısında, bunların da akdi bir ilişki olduğu inkar edilemeyecektir. Bu nedenle, adı geçen yasalarda açıkça düzenlenmeyen hususlarda, hukuksal kurumun temelini oluşturan vedia sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekli bulunmaktadır.

Borçlar Yasasına göre vedia sözleşmesi uyarınca taşınır malın muhafazası için malı veren kişi (muhafaza ettiren); sözleşmenin icrası nedeniyle ilgili olan bütün masrafları ve meydana gelen zararı ödemek borcu altındadır (BK.M.464). Buna karşın, vedia sözleşmesi nedeniyle saklama yükümlüsü olan kişi (muhafaza eden); muhafaza edilmesi için teslim edilen taşınırı kullanmama, malı güvenli bir yerde muhafaza etme ve teslim eden tarafından istenildiğinde geri verme ile borçludur (BK.M.465-467). Malı saklatan kişi, sözleşmede bir süre öngörülse dahi, her zaman malın iadesini isteme hakkına sahip olduğu gibi, saklama borçlusu olan kişi de istenildiği her an, malı teslim etmekle yükümlüdür (BK.M.466/1).
Bu yükümlülük gereği muhafaza görevlisinin, ilk kez talep edildiğinde malı aldığı zamandaki gibi (varsa semeresi ile birlikte) iade etmesi zorunludur (Doç.Dr. Mustafa Tiftik, Vedia Sözleşmesi, s.47, 52).

Vedia sözleşmesi uyarınca saklama ile yükümlü olan kişinin iade borcunu yerine getireceği yer, Kanunun “iade mahalli” başlıklı 468. maddesinde vedia hıfzedilmesi lazım gelen yerde iade olunur ve iade masrafıyla iade zamanındaki hasar, mudia aittir biçiminde düzenlenmiş ve bu konuda, malın saklanması gereken yerde iade edileceği kuralı kabul edilmiştir.

Bu düzenleme dolayısıyla muhafaza edenin malı götürüp teslim etme yükümlülüğü bulunmadığından, malın muhafazası amacıyla teslim eden kişi, iadesini istediği malı, muhafaza edilen yerden teslim alacaktır (Doç.Dr.Mustafa Tiftik, Vedia Sözleşmesi, s.52). Bu bakımdan yasa uyarınca, muhafaza ile yükümlü olan kişinin malın iade edilmesi için, malı başka bir yere götürme, nakletme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle ancak, teslim edenin muhafaza edenin adresine başvurarak iadeyi istemesine karşın, yediemininin iade etmemesi durumunda yükümlülüğüne aykırı davrandığı söylenebilecektir.

Vedia sözleşmesine ilişkin genel düzenlemelerin istisnasını oluşturan başka bir yasal hüküm bulunmadığı takdirde, malın muhafazasını üstlenen kişinin, iade yükümlülüğünün, muhafaza ettiği yerde olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda 2004 sayılı İİY.nın 88 ve 358.maddeleri ile 6183 sayılı Yasanın 82, 83.maddelerinde de, hacizli malın muhafaza amacıyla kendisine bırakıldığı kişinin, malların icra dairesinden istendiği anda önceki durumuyla iade ile yükümlü olduğu belirtilmekle birlikte, iadenin şekli ve yeri hakkında bir düzenleme yapılmadığından, bu konuda genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Esasen, bu konuda vedia sözleşmesi hükümlerine başvurulmasa dahi, yasada olmayan bir yükümlülüğün yediemine yükletilmesi olanaklı bulunmayıp, aksi yorumun benimsenmesi TCY.nın 2. maddesinde belirtilen “kanunilik ilkesine” aykırılık oluşturacaktır.
Açıklanan yasal hükümler uyarınca, yedieminin malı muhafaza ettiği yerde teslim etmekle yükümlü bulunması ve incelenen dosyada, icra dairesince sanığın adresine gelinerek hacizli malın iade edilmesi veya muhafaza altına alınması için bir başvurunun yapılmaması karşısında, hacizli malların satış yerine götürülmemesi biçimindeki eylem, suçun maddi öğesini oluşturmaz ise de, sanığın hacizli malı başkasına verme, ortadan kaldırma, satma, rehnetme veya adresine gelinip istenildiğinde eylemli olarak teslim etmeme gibi davranışlarla TCY.nın 289/1.maddesinde öngörülen teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması durumunda suçun oluşacağı gözetilerek;
söz konusu hacizli malın teslim edildiği gibi usulüne uygun olarak muhafaza edilip edilmediğinin ARAŞTIRILMASI ve muhafaza edildiğinin belirlenmesi halinde sanığın beraatine, tersi durumda ise, hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ve eksik inceleme ile beraat hükmü kurulması,
Yasaya aykırı ve Üst C.Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

Çekte ibraz Tarihi Alacaklının Takip Hakkı

04/04/2011 1 yorum

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/33793
KARAR NO : 2011/1765
İlgili Maddeler:TTK 708, 720, 721 İİK 170/a
İlgili Kavramlar:ÇEKTE İBRAZ TARİHİ
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : 2.İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/04/2009
NUMARASI : 2008/107-2009/87
Y A R G I T A Y İ L A M I
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından şikayetçi borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu vekili tarafından İİK.nun 168/3.maddesinde öngörülen yasal süresi içerisinde icra hakimliğine başvurulduğu görülmüştür.
TTK.nun 708.ve 720.maddeleri gereğince çekin yasal süresinde ödenmek üzere muhataba ibraz edilmesi zorunludur. Süresinde ibraz edilmiş olan çekin ödenmediğinin aynı kanunun 720/2.maddesi gereğince;muhatap tarafından, “ibraz günü de gösterilmek suretiyle çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla belirlenmesi halinde hamilin cirantalar, keşideci ve diğer çek borçlularına karşı müracaat hakkının varlığından söz edilebilir.
TTK.nun 721/1.maddesine göre de; “çekin ibraz müddeti içinde muhatap bankaya ibrazı protesto veya buna muadil işlemle tesbit edildiği takdirde” yasal şekilde ibraz edildiğinin kabulü gerekir.
Somut olayda, her ne kadar muhatap Finansbank çekin ibraz anındaki fotokopisini göndermiş ise de; fotokopide ibraz kaşesi bulunmadığı gibi, çekin aslında da ibraz kaşesi bulunmamaktadır. Ayrıca muhatap bankanın ibraz şerhinde tarih yoksa, icra mahkemesince, bankaya sorulmak sureti ile ibraz tarihinin belirlenmesi mümkün değildir. Bu hususun icra mahkemesince İİK.nun 170/a maddesi gereğince kendiliğinden gözönüne alınması gerekir. İcra mahkemesince, bankaya sorulmak sureti ile ibraz tarihinin belirlenmesi ise, TTK.nun 720.maddesi içeriğine aykırıdır. (HGK.25.6.2008, 2008/12-450E.2008/452 K.sayılı kararı)
Şu durumda alacaklının takip hakkı bulunmadığından şikayetin kabulü ile İİK.nun 170/a-2. maddesi gereğince takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :
Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

içtihat; Yurtdışı emekli maaşına haciz

04/01/2011 Yorum yap

Yurtdışından Alınan Emekli Maaşına Yapılan Haciz Uygulaması Yargıtay içtihatı. Yurtdışından bağlanan emekli maaşları, İİK.nun 83.maddesi kapsamında değerlendirilir, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörte birinden az olamaz. Birden fazla haciz varsa sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez.
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2010/20145
KARAR NO: 2011/663
KARAR TARİHİ: 15/02/2011
Y A R G I T A Y  İ L A M I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 25/05/2010
NUMARASI: 2010/14-2010/16

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Her ne kadar Dairemizin yurtdışından alınan emekli maaşının tamamının haczini engelleyen özel bir yasa hükmü bulunmadığından bahisle, yurtdışı emekli maaşlarının tamamının haczedilebileceğine dair içtihatları bulunmakta ise de, Yargıtay H.G.K.nun önüne gelen benzer bir konuda verdiği 2009/12-166 esas sayılı, 10.6.2009 tarihli kararından sonra bu görüş değiştirilerek yurtdışından bağlanan emekli maaşları, İİK.nun 83.maddesi kapsamında değerlendirilmeye başlanılmış, “Kısmen haczi caiz olan şeyler” başlığını taşıyan söz konusu maddede “tekaüt maaşları….borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörte birinden az olamaz. Birden fazla haciz varsa sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu bağlamda, Yargıtay HGK.nun 10.6.2009 tarihli kararı Dairemizce de benimsenerek, anılan karar doğrultusunda içtihat değişikliğine gidilmiştir.
Somut olayda borçlunun Alman Rant Sigorta Şirketinden, Sosya Güvenlik Kurumu kanalı ile aldığı emekli maaşının tamamı üzerine haciz konulmuş olup, borçlu vekili yurt dışından aldığı emekli maaşına konulan haczin iptalini şikayet yolu ile icra mahkemesinden talep etmiştir.
Yukarıda yazılan ilkeler uyarınca borçlunun emekli maaşına İİK.nun 83.maddesi çerçevesinde maaşın 1/4’ünden az olmamak üzere haciz konulması gerekirken maaşın tamamına haczi konulması isabetsizdir.
SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/02/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yurt dışından alınan Emekli Maaşlarına yapılan icra ve haciz uygulaması

Yargıtay içtihadı; gününden önce yazdırılan çekler

03/24/2011 4 yorum

5941 SAYILI ÇEK KANUNU LEHE DURUM, KARŞILIKSIZ ÇEKTE GÜNÜNDEN ÖNCE ARKASI YAZDIRILAN ÇEKLER, ERKEN İBRAZ.
Yargıtay
Daire:10. Ceza Dairesi
Tarih:2011
Esas No:2011/2995
Karar No:2011/2764
İlgili Maddeler: 5941 sayılı çek kanunu 5/1. maddesi
İlgili Kavramlar:
ÜZERİNDE YAZILI İBRAZ TARİHİNDEN ÖNCE BANKACA ARKASI YAZDIRILAN ÇEKLER
VE SUÇ KONUSU ÇEKLERİN İBRAZI ANINDA VAR İSE ÇEK HESABINDA BULUNAN MİKTARLAR İLE MUHATAP BANKANIN O TARİH İTİBARIYLA ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜ BULUNDUĞU MİKTAR DÜŞÜLDÜKTEN SONRA ÇEKLERİN KARŞILIKSIZ KALAN BÖLÜMÜNÜN NE OLDUĞU TESBİT EDİLMESİ GEREĞİ

Karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık Kenan Ö.. hakkında GAZİANTEP 12.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 09.02.2010 tarihinde 2008/1659 esas ve 2010/139 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, aynı mahkemenin temyiz talebinin reddine ilişkin 08.11.2010 tarihli 2008/1659 esas 2010/139 ek kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ret kararının onanmasını isteyen tebliğnamesi ile 09.02.2011 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Yokluğunda verilen 09.02.2010 tarihli mahkumiyet kararının sanığa 7201 sayılı Tebligat Kanunu 35. maddesi hükmüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olması karşısında, sanık müdafiinin 22.10.2010 tarihli dilekçesi temyiz istemi kabul edilip, süresinde olduğunun kabulüyle, 08.11.2010 tarihli ret kararı kaldırılarak yapılan incelemede;
1-24.02.2009 tarihli ek iddianame ile dava açılan suç konusu 6954023 ve 6952534 seri numaralı çekler yönünden sanığın sorgusu için CMK’nın 195. maddesine göre düzenlenen uyarılı davetiyenin 11.06.2009 tarihinde tebliğ edilemeden iade edildiği ve 5941 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihinden önce, CMK’nın 195. maddesi uygulanarak yapılmış bir tebligat bulunmadığı halde, sanığın belirtilen çekler yönünden sorgusu yapılmadan 5941 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra mahkumiyet hükmü verilmesi,
2-12.09.2008, 12.07.2008 ve 10.08.2008 keşide tarihli suça konu çeklerin 20.05.2008 tarihlerinde ibraz edildiğinin anlaşılması karşısında, 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren ve 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun”u yürürlükten kaldıran 5941 sayılı Çek Kanunu’nun Geçici 1. maddesinin 5.fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri uyarınca üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihlerine göre kanuni ibraz süresinden önce ibraz edilen suça konu çekler nedeniyle sanık hakkında yaptırım uygulanmasına olanak kalmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
3-Kabule göre; Mahkemece, 5941 sayılı Çek Kanunu’na göre verilecek cezanın üst sınırı, infaz edilecek gün para cezası ile çek hesabı açma yasağının kaldırılacağı tarih esas alınarak, bu kanunun sanığın aleyhine olduğu kabul edilmiş ve suç tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı kanun uyarınca hüküm kurulmuş ise de; bu kanunların ayrı ayrı olaya uygulanarak sonuç cezaların ve diğer yaptırımların belirlenmesi, öncelikle asıl cezalar karşılaştırılarak daha az cezayı gerektiren kanunun lehe olduğunun kabul edilmesi, asıl cezalar eşit ise diğer yaptırımlar karşılaştırılarak lehe kanunun saptanması gerekmektedir. ;
Buna göre;
a- 3167 sayılı kanun uygulanarak sonuç yaptırımların belirlenmesi,
b- Tutarları 20.000, 20.000 ve 19.000 TL olan suç konusu çeklerin ibrazı anında var ise çek hesabında bulunan miktarlar ile muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktar düşüldükten sonra çeklerin karşılıksız kalan bölümünün ne olduğu tesbit edilip, 5941 sayılı kanunun 5/1. maddesi ile TCK’nın 61. maddesi uyarınca 5-1500 gün arasında adli para cezası belirlenmesi ve TCK’nın 52/2. maddesi gereğince bir gün karşılığının 20-100 TL arasında takdir edilerek sonuç adli para cezalarının ve ayrıca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının saptanması,
c- Daha sonra, her iki kanuna göre belirlenen adli para cezaları ile diğer yaptırımlar karşılaştırılarak, sanığın lehine sonuç doğuran kanunun bir bütün halinde uygulanması
Gerekirken, soyut karşılaştırma ile yetinilerek, belirtilen biçimde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, hükmün infazına başlanmış ise infazın durdurulmasına, sanık bu suç nedeniyle infaz kurumuna alınmış ise, başka suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde serbest bırakılmasının sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 01.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

>Başbakan; Sizi çek mağduru değilsiniz!!

03/22/2011 3 yorum

>

Başbakan recep Tayyip Erdoğan, Siz çek mağduru değilsiniz, çekini ödemeyen veya ödeyemeyensiniz, bende ticaretle uğraştım. Ödemeyeceğiniz çeki niye yazdınız (Ben çeklerimi tıkır tıkır ödedim, Allah şükür hiç bir çekim karşılıksız çıkmadı!!! demek istedi sanırım)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çek mağduru oldukları gerekçesiyle kendisinden yardım isteyenleri tersledi.

Başbakan recep Tayyip Erdoğan, grup toplantısından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi kulisinde kendilerini çek mağduru diye tanıtan kişileri dinledi.
Çek mağduru olduklarını söyleyen kadınların ısrarla Başbakanım diye yüksek sesle bağırmalarına sinirlenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,ne bağırıyorsunuz? diye tepki gösterdi.
Çek mağduru olduğunu iddia eden Ayşe İncek, Sayın Başbakanım sizinle bir kere daha görüşmüştük diyerek söze girmek istedi. Bunun üzerine Başbakan recep Tayyip Erdoğan, Siz çek mağduru değilsiniz. Çekini ödemeyen veya ödeyemeyensiniz. Bende ticaretle uğraştım, ödemeyeceğiniz çeki niye yazdınız, yazmasaydınız diye sordu. Erdoğan, karşılıksız çek yasası çıkararak bu konuya bir kez çözüm getirdiklerini ve başka adım atmayacaklarını ifade etti.

Kategoriler:çek magduru, Başbakan
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.